Enneagram Hakkında

ENNEAGRAM / MİZAÇ MERKEZLİ KİŞİLİK MODELİ

     İnsanın temelde dokuz farklı mizaç yapısından biriyle dünyaya geldiğimizi benimser.

      Bu dokuz mizaç tipinin her birinin ayrı temel arayışlarını ortaya koyar.

      Temel korkular ve zaafları, temel eğilimler ve motivasyonlarını öngörür.

      Her bir tipin kanat etkilerine göre alacağı şekli ortaya koyar.

      Sağlıklı, sağlıksız ve normal düzeylerdeki eğilimlerini söyler.

      Stres ve rahatta olduğu durumlara göre hangi mizaçların özelliklerini göstereceğini açıklar.

      İnsan tanımada kadim bir bilgeliktir.

      Genel olarak enneagram:

      İnsanlığın ortak değeri ve yeni dönemin insanı anlama aletidir.Gurdjieff tarafından Enneagram olarak 1920’lerde adlandırılan ancak mizaç ve kişilik anlamında ayrıntılı açıklaması 1960’larda Şili asıllı Oscar Ichazo tarafından yapılan bu anonim bilginin tarihi kökenleri konusunda açık ve kesin bilgilere sahip değiliz. Ancak tüm kadim bilgeliklerde bulunan üç merkezin (eylem, duygu ve düşünce) temel olduğu bu bilginin yazılı olmayan bir şekilde nesilden nesile aktarıldığı düşünülmektedir.

      Yunanca dokuz anlamına gelen ‘ennea’ ve ‘nokta, şekil’ anlamına gelen ‘gram’ kelimelerinin bir araya gelmesiyle oluşturulan Enneagram, ‘dokuz nokta’ anlamına gelmekte olup, bir kişilik modeli olarak Ichazo tarafından modern dünyaya sunulmuştur.1960’lardan bugüne ise birçok psikiyatr ve araştırmacı tarafından bilimsel çalışmalara konu olmuştur.Kişilik tipleri temelde belirgin bir biçimde birbirinden ayrılan, dokuz farklı düşünme, hissetme ve eyleme geçme tarzından oluşur.

      Mizaç, Kişilik, Karakter Nedir?

     MİZAÇ; Kişinin doğuştan (congenital) getirdiği, kendine özgü temel özellikleri olan, özü itibariyle değişmeyen ve bireyin; duygu, zihin ve davranışlarının temelinde yatan yapısal çekirdeğidir. Mizaç, kişilik ve karakteri şekillendiren “yapısal işlem çekirdeğidir.” ve;

      • Yaşam boyu değişmeyen,

   • Temel motivasyon,

     • Temel arayış ve algıyı belirleyen,

  • Yapısal bir çekirdektir.

      Bütün çevre şartları (eğitim, kültür, ebeveyn tutumları, yaşanılan olaylar vs.) bu mizaç yapısı tarafından algılanır, değerlendirilir, yorumlanır ve işlenir. Aynı çevre şartların muhatap olduğumuz halde, bunları farklı algılayıp değerlendirmemizin nedeni; işte bu farklı “algı ve işlem çekirdekleri”dir.

     KİŞİLİK; üzerinde etkide bulunamadığımız, cinsiyet, yaş, zeka, genetik yapı, biyolojik vb. ile; üzerinde belirli oranda etkide bulunabildiğimiz, aile, eğitim, kültür, yaşanılan olaylar, inanç vb. et kenlerin mizaç ile etkileşmesi sonucu kişilik oluşur.

KİŞİLİK; mizaç çekirdeğinin

      Duyumsal, hareketsel (fiziksel ihtiyaçları karşılama, bedeni koruma, davranış, eylem,hareket tarzı),

         Duygusal (sevgi- nefret, ilgi- ilgi duymama, neşe-üzüntü),

         Bilişsel (gözlem, veri toplama, muhakeme, düşünme) kanallarla kendini ortaya koyma tarzının bütünüdür.

Kişilik yapısının şekillenmesinde, hem mizaç yapısı hem de mizaca etki eden etkenler önemlidir. Dış etkenler, mizacın yapısı ve bu yapıyı oluşturan özellikler temelinde etkileşirler. Herhangi bir iç – dış etken ya da olay, mizaçtan tamamen bağımsız bir sonuç oluşturamaz. Etkenlerin mizaç yapılarına etkileri göz ardı edilerek, herhangi bir olayın ya da yaşantının bireyde (sağlıklı-normal – sağlıksız) nasıl bir kişilik görünümüne yol açacağı kestirilemez.

      KARAKTER; “kişilik özelliklerinin” iyice şekillenmiş, belirginlik, yerleşiklik ve süreklilik kazanmış, kararlı olan kısımları karakteri oluşturur. Değişime oldukça dirençli olan bu zihin, duygu ve davranış nitelikleri, tekrarlanmaları, kararlılık kazanmaları ve onaylanmaları ölçüsünde kişide kendini karakter olarak gösterir ve devam ettirir.  

      Özetle;

    • Kişinin mizaç tipi doğuştan olup değişmez.

      • Kişilik ise dinamiktir ve hayat boyu kendi yelpazesinin sınırları içinde deği- şebilir.

   • Mizaç yapısının etkileştiği içsel ve dışlar şartlar hiç kimse için aynı olama- yacağından her bireyin kişiliği son tahlilde birbirinden farklıdır, dolayısıyla biriciktir.

     • Hiçbirimiz diğerimizden üstün değiliz; ancak farklıyız.

    • Muhatabımızı kendimize benzetmeye çalıştığımızda veya bizim gibi olmasını istediğimizde bu, onun farklılığını görmezden geldiğimiz veya göremediğimiz anlamına gelir. Üstelik onu kendimize göre değerlendirdiğimizde hem yanlış bir karşılaştırma yapmış olur, hem de ona haksızlık etmiş oluruz.